Celaliye’deki efsanevi “Manyak Bakkal” kapanmış. İhtiyar ustamla önünden geçerken kepenginin indirildiğini gördük, neredeyse ağlayacaktı. Yüreğine oracıkta bir keder çöktü. “Zamanında az alışveriş yapmadım buradan, ta çocukken… Demek ki yaşlandılar, yaşlandık,” dedi. Sonra gün boyunca sadece bakkalın yokluğuyla kalmadı, bir devrin kapanışından ve yerini hiçbir şeyin dolduramadığı o mahzun anılardan söz etti. Hayat böyleymiş işte, bir gün önünden geçtiğiniz o canlı yer, ertesi gün kapısına kilit vurulmuş bir hatıraya dönüşüyormuş ve ister bakkal olsun ister mezarlık, zamanın karşısındaki o çaresizlik hissi hiç değişmiyormuş.
İhtiyar ustamın hafızasında böylesine duygusal bir yer edinen bu “manyak” bakkal kimin nesidir diye merak edince, kısa bir araştırmayla bir röportajına rast geldim.1 Meğer Selanik göçmeni olan bu adam adaşımmış. Neredeyse elli yıldır işlettiği dükkânı babasından devralmış, aslında dede mesleğiymiş, hatta soyadları bile “Bakkal”mış. 2019 yılına ait röportajda ne namından ne de dükkânından ayrılmaya niyeti olduğunu söylüyordu. Namını, ürünlerini yedi yıl boyunca alış fiyatına satmasıyla, ününü ise hem turistlere gösterdiği hoşgörüyle hem de Büyükçekmece civarına mangala veya denize gelenlere sergilediği o nevi şahsına münhasır misafirperverliğiyle kazanmış. Öyle ki çocuklarının bu işi devam ettirmesine de gönlü yokmuş, “Manyak Bakkal” hikâyesinin bir başkasının gölgesi altında yaşamasını, bozulmasını istemiyormuş.
Fakat hikâyesinin ölümüyle nihayete ermesini de istemiyormuş bu adam. Ta o zamandan mezar taşını “Manyak Bakkal” diye yazdırmış, mezarını çoktan hazırlamış. Eh, izin verin de bunu biraz garipseyeyim çünkü namına o kadar âşık ki sonsuza dek öyle anılmak istiyormuş. Sonra gerçekten de namına yaraşır bir gariplikle yaşayıp haftada üç kez mezarlık ziyaretine gidiyormuş, on beş yıldır hasbihal ettiği o ölü dostlarına ise özellikle yılbaşı geceleri Kur’an okumaktan vazgeçmiyormuş. Daha bir sürü şey.
Bakkal dükkânının sadece bir ticarethane olmadığı, oranın aynı zamanda bir şahsiyet alanı olduğuna inanan bir adam için indirilenin basitçe bir kepenk olduğunu düşünemezdim. İlgimi çeken de buydu. O kepenk, bir adamın elli yıllık namusunun, inadının ve garipliğinin üzerine çekilen bir perde olabilirdi ancak. Bugünün dünyasında “kurumsal kimlik” denilen o fabrikasyon düzen, insan şahsiyetini de kurumsal bir imaja dönüştürürken, “Manyak Bakkal” gibi dükkânını kendi karakteriyle mayalamaya irade gösterenler birer birer sahneyi terk ediyor. Kimisi memnun bu durumdan. Google yorumlarında, ilerideki “üç harfli” marketlerde fiyatların daha uygun olduğunu yazanlar vardı. Belki de Manyak Bakkal’ı ölmeden dükkânını kapatmaya götüren süreç, uğruna bir ömür harcadığı o “Manyak” etiketinin, öteki marketlerin fiyat etiketleriyle artık mücadele edememesiydi. Ve belki de o yorumlarda onu yerden yere vuran kesimdi, müşterilerine eski hoşgörüyle yaklaşamamasının nedeni. Şu var ki, Sakar Şakir gibi alış fiyatına mal satmak, anamalcı düzenin rasyonel dünyasında ancak bir “manyaklık” ile açıklanabilirdi zaten. Onun deliliği, sistemin akıllılığından daha insaniydi ve insani olan her şeyde olduğu gibi, böylesi de kendini bir biçimde var etme eylemiydi. Fakat, yaşamın aman dinlemeyen acımasız aritmetiği gelip çattığında bu hesabın bozulması da engellenemezdi. Demek manyak bakkal son günlerinde eskisi gibi değildi. Acaba neden? Bilmiyorum. Ben Manyak Bakkal’la hiç tanışmadım.
Yine de merak ediyorum, küçük bir çocuk heyecanıyla ömrünü adadığı hikâyesini röportajcıya anlatan bu adamın duygu dünyasında, indirdiği o kepenk tam olarak neye karşılık geldi acaba? Bunu asla bilemeyeceğim. Kendisine sorsam bile gerçek cevabı ondan alabileceğime de ihtimal vermiyorum. Ancak, hikâyesinin tutamağını mezar taşına dek kazıyan bu adam için şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Ustamın ıslanan gözüyle düşündüğümde o dünyayı, amacına ulaştığını müjdeleyebilirim sana Manyak Bakkal.
1. YouTube, A Class TV, Manyak Bakkal.
alışveriş, bakkal, Hasan Orhan, kimlik, kurumsal kimlik, Manyak Bakkal