Bir kaleci için kurtarış ağlara gidecek topu engelleyebilmektir, ancak Volker Ippig için yalnızca bu anlamı içermiyordu; onun kurtarması gereken evsizler, uzak bir kıtada tanımadığı insanlar ve koca bir toplum vardı. Delilerin dünyasında, herkesin endüstriyel futbola taptığı bir akıl tutulmasında aklı başında birilerine her zaman ihtiyaç duyacağız ve bu oyundaki en “aklı başında” futbolculardan, 1980’lerde St. Pauli’yi akıntıya karşı yüzen bir futbol ikonuna dönüştürenlerden biri devrimi savunan kaleci Volker Ippig’dir.
Kaleciliği de akıntıya karşı yüzmek olarak görebiliriz belki; en kritik mevki olmasına karşın sahada arka planda, görünmez olmayı kabul etmek gerekir. En kritiktir diyorum, çünkü forvetsiz maç kazanmak zor olsa da bir ihtimaldir ancak boş kaleyle bunu başarmak sanırım imkânsız. Kalecilik akıntıya karşı yüzmekse Volker Ippig şelaleye tırmanmayı denedi diyebiliriz. Anarşist taraftarları, sosyalist futbolcuları, LGBT kulüp başkanı, ırkçılığa karşı mücadelesi, gökkuşağı kaptan bantlarıyla (ki geçtiğimiz Dünya Kupası'nda ev sahibi Katar tüm gökkuşağı rengindeki ibareleri dünyanın en büyük ülkelerinin gözünün içine bakarak yasaklamıştı) tarihin en politik kulübü diyebileceğimiz St. Pauli’de bir efsaneye dönüşmesinde bu asi ruhunun büyük rol oynadığı tartışılmaz. Politik taraftar gruplarına aşinayız ancak oyuncusundan yöneticisine ve malzemecisine değin topluca tüm bir semti saran bu itiraz kültürü St. Pauli’yi sol siyasetin yeşil sahalardaki en ayrıksı temsilcisi hâline getiriyor. Türkiye’de de geçtiğimiz yıllarda tartışma konusu olan Deniz Naki’nin de bir dönem bu takımın formasını giydiğini hatırlamak gerek.
Her ne kadar St. Pauli’nin bu kimliği kazanmasında Ippig büyük bir rol oynasa da Hamburg da onun hayatını şekillendirdi ve bu etkileşim bize futbol tarihinin en sahici hikâyelerinden birini armağan etti. 1981 yılında, henüz 18 yaşındayken bizzat dönemin kulüp başkan yardımcısı tarafından keşfedilen Ippig, Eutin adında küçük bir kasabadan Hamburg gibi renkli bir şehre taşındı. Bohemlerin, liman işçilerinin, solcu öğrencilerin, anarşistlerin, mültecilerin ve sanat galerilerinin mekânı olan Hamburg, Volker Ippig’in aykırı ve muhalif kimliğinin şekillenmesine vesile oldu. Yeni bulduğu bu özgürlük alanı onu gelişen politik punk camiasıyla tanıştırdı ve maçlara her zaman mohawk saçıyla çıktı; daha sonraları St. Pauli tribünleri ona “kaledeki punk” olarak seslenecekti.
Kaledeki punk’ın St. Pauli’nin birinci kalecisi olması çok sürmedi, henüz 19 yaşında kale ona emanet edildi. Ancak bir sene sonra sürpriz bir kararla kariyerine kulüp yönetimine haber dahi vermeden ara verme kararı aldı. Çevresindeki birçok kişi böyle bir fırsatı teptiği için hayıflandı, onun deli olduğunu düşündüler, çünkü gerekçesi bir engelli öğrenciler kreşinin kuruluşuna gönüllü olarak hizmet etmekti. Bu süre zarfında otonom gruplarla işgal evi deneyimlerinde bulundu, hatta bir dönem Lensahn bölgesinde kendi yaptığı kulübede yaşadı. Tabii birçok insan tarafından deli olarak nitelendirilse de kulübe geri döndüğünde yeni netleşmeye başlayan antifaşist tutumu tribünlerde çoktan konuşulmaya başlanmıştı.
Bu geri dönüşü de çok fazla sürmedi Ippig’in, gözünü bu sefer uzaklara dikmişti, deliliğin ağlarına takılmak onun için yetersizdi artık. Bu kez hedefinde Latin Amerika vardı. Faşist diktatörlüğe karşı Nikaragua’da zafer kazanan Sandinista gerillaları yasal zeminde siyasete başlamış, kurdukları sosyalist parti 1984 yılında seçimleri kazanmıştı. Reel sosyalist blokun birkaç yıl içerisinde çözüleceğinden habersiz Avrupa’daki sol çevreler için güney ülkelerinde yaşanan dip dalgalar heyecan uyandırıcıydı. Sandinista gibi hareketlerin başarılarına olan ilgi edebiyattan müziğe birçok alana tesir ediyordu. Hamburg’un punk sahnesi de bu coşkudan fazlasıyla etkilenmişti. Dönemin popüler gruplarından, yolu Hamburg’la da sık kesişen The Clash (grubun solisti Joe Strummer Ankara doğumludur), Sandinista! adını verdiği albümünü bu mücadeleye ithaf etmişti. Ippig, The Clash’ten daha fazlasını yaparak Sandinistalarla birlikte çalışmak üzere yine bir okul yapımı için, ancak bu kez kulüp yönetiminden izin isteyerek Nikaragua’nın yolunu tuttu. Tribününden yöneticisine kadar politik tutumu daha bir netleşen kulüp, sözleşmesini dondurdu ve ona izin verdi.
Devrimcilere yardım ettiği altı aylık Nikaragua macerasının ardından eldivenlerini yeniden takmak üzere Ippig, Hamburg’un yolunu tuttu. Her ara, her ayrılık gibi bu da iz bırakmıştı; kaleye döndüğünde Ippig de St. Pauli de artık eskisi gibi değildi. Saygı, eşitlik ve endüstriyel futbol karşıtlığı gibi değerler taraftarlar tarafından kulübe giderek daha fazla taşınmaktaydı. Tribünlerin kalbinde özel bir yere sahip olan Ippig, geri döndüğünde artık sıradan bir kaleci değil, bu özlemlerin cisimleşmiş hâliydi, kulübün ruhunu temsil eden bir figürdü. O da bu güvenin hakkını verdi ve onun da başarılı performanslarıyla çok geçmeden 1988 yılında St. Pauli Bundesliga’ya, yani Almanya’nın birinci ligine yükseldi. Bayern Münih, Borussia Dortmund, Hamburg gibi devlerin arasında artık mütevazı bir takım da vardı ve kalelerini bir punk koruyordu. Bu sıra dışı hikâye elbette medyanın da ilgisini çekti; devrimci kaleci hem başarılarıyla hem de karakteriyle gazete manşetlerine taşındı. Ancak tam da her şeyin yolunda gittiği bir anda, tüm futbolcuların kâbusu olan büyük bir talihsizlik kapıyı çaldı…
1992 yılında uçarcasına yaptığı bir kurtarış sonucu Ippig ters bir şekilde yere düştü ve omurunda kırık oluştu. Henüz 29 yaşında futbolculuğu bırakmak zorunda kaldığında St. Pauli ile altmış beşi Bundesliga'da olmak üzere yüz kırk dört profesyonel maça çıktı, bu süre içerisinde tüm transfer tekliflerini reddetti; gerekçesini “Ben Millerntor'a (St. Pauli’nin stadyumu) âşığım” diyerek açıklayacaktı. Umutsuzca eldivenlerini asmak yerine hem kaleci antrenörlüğü yaptı hem de işgal evlerinde, toplumsal hareketlerde yer almaya devam etti. Ülkenin köklü takımlarından Wolfsburg’da kaleci antrenörlüğü yaptı ama kovuldu, bilin bakalım neden? Şu an Avrupa’da sosyal demokratların, reformcuların bir lütuf gibi sunduğu, haftada dört gün çalışma modelini o günlerde savunduğu için.
Çağdaş Çakman, Deliliğin Ağlarında, futbol, kalecilik, punk, spor, St. Pauli, Volker Ippig