Bizden ayrı bir doğa ya da doğadan ayrı bir biz diye bir şey yok. »
Bu metin Pauline Oliveros’un Quantum Listening [Kuantum Dinleme] adlı kitabı üzerine yazıldı. Kuantum dinleme, birden çok gerçekliği aynı anda dinlemektir. Birden fazla gerçeklikle ne kastediyoruz? Dinlemek, genişletilmiş bir bilinç hâlidir. Dikkat birden fazla seviyede çalışır: iç sesler, dış sesler, hafıza, hayal gücü… Hepsi açık ve açık uçludur. Dinleme pasif değil, aktif ve yaratıcı bir süreçtir. Sadece duymayız, bilinçli olarak dikkatimizi veririz.
Örneğin hayal gücünü ele alalım. Hayallerin de sesleri vardır; onları duyabilir ve yeniden tasarlayabiliriz. Bu anlamda ses sadece müzik değildir; çevre, beden, hatta düşünceler de dinlenebilir. Bunu bir adım ötesine taşırsak, düşünceyi aşarak sessizliği duyma noktasına gelebiliriz. Amaç kontrol etmek değil, fark etmek ve kabul etmektir. Kabul ettiğimizde duyduğumuz sesler de transforme olur ve daha harmonik bir yapı taşır. Derin dinleme hem sanatsal üretimi hem de kişisel farkındalığı derinleştirir. Dinledikçe olana daha çok yer açılır ve böylelikle farklı üretim biçimlerinin doğma şansı ortaya çıkar.
Modern dünyada sürekli ses var ama gerçek bir dikkat yok. Her tarafta bir veri, bir girdi var; ama bunları mantıklı bir şekilde kanalize edebileceğimiz araçlar yok. Bu noktada şehre yapılan ses enstalasyonları devreye giriyor. Sesi anlamlı bir şekilde yönlendirmek ve şekillendirmek, dikkati yönlendirmekle ve bu yönlendirilmiş dikkatten yeni sonuçlar üretmekle mümkün. Peki o zaman dinleme bir seçim ve disiplin midir? Kesinlikle bir seçimdir, çünkü neye dikkatimizi vereceğimiz bize kalmıştır. Dikkatimiz, sesin bize gelme kalitesini belirler. Algımız, neyi seçeceğimizde belirgin bir rol oynar. Burada sinir sistemi de önemlidir; çünkü rahatlamış bir sinir sistemi daha çok bilgiyi tutabilir. Başka bir deyişle kabımız daha çok su alabilir.
Şimdiye gelirsek, şu soruyu sormak anlamlı olabilir: Teknoloji dinleme kapasitemizi azaltıyor mu? Bağımlılıklarımız, dikkat süremizin düşmesi gibi etmenler, dinleme yetilerimizin azaldığını düşündürür. Bilgiyi hazır almak istemek ve benzeri faaliyetler, keşfetme potansiyelimizi ve araştırma becerilerimizi düşürüyor olabilir. Kuantum dinleme, birçok şekilde dinlemek ve dinleme tarafından değiştirilmektir. Dinlediğimizde, gerçekten dinlediğimizde, aynı insan olarak kalmayız; genişletilmiş bir çerçeveye sahip oluruz. Birçok elementi aynı anda benliğimizde buluşturabiliriz.
O zaman aynı anda birden fazla şeyi algılamak mümkün mü? Bence iyi bir algı açıklığıyla anladığımız zaman duyularımız pekişir ve kabiliyetlerimiz artar. Hislerimiz genişler ve daha alıcı hâle geliriz. Düşüncelerimiz de durulur ve daha sakin hâle geliriz. İç ses yani düşünceler ile dış ses yani çevre arasındaki ilişki daha uyumlu hâle gelir. Artık dış koşullar eskiye göre daha az etkiler. Örneğin şehrin gürültülü yapısı, derin dinlemeden önceye oranla daha az baskın hâle gelir. John Cage dinlediğinde trafik sesinin müzik gibi geldiğini söylemiştir. Kuantum dinleme şu soruyu sorar: Gerçeklik tek mi yoksa deneyimlere göre çoğul mu? Algımızı neye verirsek gerçeklik orada kurulur. Böyle bakınca, gerçekliğin deneyimlere göre çoğul olduğu fikri daha yakın gözükür. Aynı odada bulunan iki kişi bile aynı gerçekliği yaşamaz. Derin dinledikçe yaşanan olasılıklar artar ve verimli ihtimalleri görme şansımız da aynı ölçüde çoğalır.
Düşünceyi aştığımızda sessizliğe yaklaşabileceğimizi söyledik. Sessizlik gerçekten var mı, yoksa sadece algı eksikliği mi? Pek çok meditasyon öğretmeni, sessizliğe pratik yardımıyla ulaşabileceğimizden bahseder. Bu da bizi sessizliğin aslında deneyimlenebilir bir şey olduğu bilgisine götürür. Belki dış sesler olarak sessizliği deneyimlemek mümkün değildir, fakat içsel bir hâl olarak sessizlik mümkündür. Bu anlamda sessizlik nasıl bir potansiyel taşır? Sessizlik bizi varlığın derinliğiyle buluşturur. Uçsuz bucaksızlık duygusu yaşamayı mümkün kılabilir. Bu da varlığın okyanusu, yani sınırsızlık duygusuyla kavuşmakla mümkün olabilir.
Gürültü çağında sessizlik bir lüks mü? “Lüks değil, bir gerekliliktir” diyebiliriz. Herkes varlığın derinliği ile kavuşabilme şansına erişebilmelidir. Çevremizi sessizleştiremesek bile kendi içsel alanımızı dinginleştirebiliriz. Bu anlamda sessizlik, gürültüye karşı bir direniş olarak konumlanabilir.
Dinleme sadece kulakla olmaz; tüm beden ile dinlenir. Bu yüzden büyük ses sistemleri günümüzde bu kadar popülerdir. Festivallerde gördüğümüz bu yankı taşları, müziği yani sesi fiziksel bir boyuta taşır. Böylelikle titreşimleri hissederiz ve bedensel farkındalığımız artar. Aynı şekilde travma, stres gibi durumlar dinlemeyi negatif yönde etkileyebilir ve daha kapalı hâle gelebiliriz.
Derin dinlemek sanatı da dönüştürür. “Bir resmi de derin dinleyebiliriz” demek çok ileri gitmek olmaz. Her şey titrer ve bu doğal olarak algılarımıza etki eder. Pauline Oliveros, hayatı büyük bir doğaçlama olarak görür ve “duyuyorum” demiştir. Bu anlamda hayattaki her şey bu doğaçlamanın parçası olabilir. Müziksellik hayatın her alanına yayılır.
Kitaptan alıntı yapmak gerekirse: Dünya, titreşen enerjinin kompleks bir matriksidir; madde ve hava, bizim gibi titreşimlerden oluşur. Titreşim bizi her varlıkla ve her şeyle bağlar.
Sanatçı dinleyici mi yoksa kanal mı? Belki de hem dinleyen hem de kanal olabilir. Bir şeylerin aktığı ve akıtıldığı bir düzlemde çalışır yaratıcılık; bu anlamda bir dünyaya getirme işlemidir. Dinleyicilik bir nevi filtreleme yöntemi olabilir ve burada kontrol devreye girer; kanal olma konusu da rastlantıyla ilişkilidir.
Dinlemek ile empati kurmak arasında da bir bağdan bahsedilebilir. Dinlemek aynı zamanda sesin kaynağı ile yer değiştirmek anlamına gelebilir. Bu da toplumsal çatışmaların bir dinleme eksikliğine işaret ettiği fikrini doğurabilir. Bu anlamda “Dinlemek etik bir sorumluluktur” diyebiliriz.
Yine şehirdeki gürültüye gelirsek, “Şehirde derin dinleme mümkün müdür?” diye sorulabilir. Daha katmanlı bir dinleme biçimi olduğu açıktır ve belki doğayı dinlemek kadar huzurlu olmayabilir; ama akıp giden her sesin içinde oluşan doğaçlamada bir güzellik bulabiliriz.
Dinlemek tüm beden ile olur ve kendimizi açtığımız her an varlığın okyanusuna dalarız.
algı, Can Aksan, dinleme, düşünce, ses, sessizlik, teknoloji