Bir Post-Virtüöz Deneme: CHON

Spotify’ın beni son aylarda içinde hapsettiği neo-soul lo-fi indie kümesi giderek daralmış ve boş zamanlarım birbirine benzeyen müzikler keşfetmekle geçiyordu. Yazılım ne istediğimden o kadar emindi ki, nokta atışı parça önerileriyle bütün müzik zevkimin sınırlarını çizmeye başlamıştı. Parçaların benzerliği sayesinde ortak müzikal elemanları ayrıştırmak daha da kolay bir hâle gelmişti: Chorus ve benzeri modülasyon efektleriyle hafifçe renklendirilmiş clean gitarın baskın bir role sahip olması; kaynağını caz, rnb, gospel gibi müzik türlerinden alan akor yürüyüşleri; çoğunlukla tam ölçü olan ve mütevazı bir şekilde gitarların altını dolduran hip hop veya basit rock ritimleri aklıma gelen ilk özellikler… Özellikle Montreal indie sahnesinden pek çok grup/müzisyen Spotify’ın benim için sınırlarını çizdiği bu tarzın özellikleriyle eşleşiyor.

Yine bir pazartesi günü Spotify’ın ‘bana özel’ fırından taze çıkardığı “haftalık keşif” listesini dinlerken bahsettiğim özellikleri karşılayan bir gitar intro’suyla karşılaştım. Ancak onuncu saniyeden itibaren intro’ya dahil olan bol tom’lu ve bol kick’li yüksek tempo kupkuru bir akustik davul ritmi kafamdaki tahmin edilebilirlik örgüsünü paramparça etti. Otuzuncu saniyeden itibaren ise gitar intro’su yerini çok daha kompleks ve hızlı solo partisyonlara bırakmıştı. Müzik zevkimin Spotify’ın algoritmaları tarafından organize edildiği ve ‘yeni’ müzik beklenti sınırlarımın hayli daraldığı bir dönemde, Chon’un “Sleepy Tea” adlı parçası bana alıştığım ve ‘ev’ olarak belirlediğim öğelerin içinden saldırıyordu.

“Sleepy Tea”, Homey, Chon, 2017

Her ilgimi çeken yeni grup/müzisyen keşfettiğimde yaptığım üzere YouTube’u açtım, “grup ismi + live” yazıp enter’a bastım ve gözüme ilişen ilk konser videosuna tıkladım. Klasik bir rock grubu yapısında (gitar + gitar + bas + davul), Kaliforniya ve kaykay kültüründen geldiği izlenimini veren dört eleman kısa bir takdim cümlesinin ardından birinci parçaya atıldı. Hayli agresif ve bir miktar punk rock umursamazlığıyla çalan davul bas aksının sağ ve solunda Ibanez marka gitarlarıyla kusursuz senkronize solo partisyonları çalan iki genç tüm dikkatimi üzerlerine çekiyordu.

Ibanez, floyd-rose,1 sweep picking,2 tapping3… Gitar virtüözü müziğinin devri —en azından benim için— çoktan büyüsünü yitirmişti. Sanatta ve müzikte kusursuz teknik ve biçim arayışı ilgimi çekmiyordu. Aksine, klasik kanonların dışına çıkan çalım teknikleri ve tonlar beni daha çok heyecanlandırmaktaydı. Bu sebeple bir zamanların Joe Satriani, Steve Vai gibi popüler gitar virtüözleriyle hemhal olmuş Ibanez markasıyla karşılaşmak ilk başta benim için kafa karıştırıcı bir durum oldu. Ibanez gitarların (Prestige vs. gibi modeller) en büyük özelliği ince saplarıyla konforlu çalım imkânı vermeleri ve buna ek olarak hem kalın hem ince perdelerde dengeli volume’e sahip olmalarıdır. Dolayısıyla Ibanez, hızlı çalım, zor tekniklerin uygulanması ve düzgün duyum alınabilmesi için idealdir.

Gitar enstrümanı ile ilgili çevrelerde kendini sürekli yineleyen klişe bir tartışma konusu vardır: “Hızlı çalmak önemli midir değil midir?” Şüphesiz ki bu konu diğer enstrümanlar genelinde de bitimsizce tartışılır, ancak gitarın popüler kültürdeki yeri ve gitaristlerin kamusal görünürlüğünü hesaba katılacak olursa gitar üzerinden dönen tartışmanın daha hacimli olması şaşırtıcı değil. Hızın önemi tartışmasından daha eski ve şiddetli bir başka tartışma ise kimin ‘en iyi’ olduğudur. Zaten hız tartışmasını canlı tutan en büyük etkenlerden biri de ‘en iyi’ tartışmasıdır. Hız ölçülebilir bir özelliktir; dolayısıyla “en iyi = en hızlı” bağıntısını kurabilmek mümkün. Ancak ‘en iyi’ için sadece hıza bakmak hiçbir zaman yeterli olmayacaktır. Bir grup, hızın karşısına veya yanına ‘hissiyatı’ [feeling] koyar. Ancak en iyi gitarist tartışmasının en dominant ölçütü çoğunlukla teknik olarak karşımıza çıkar. En iyi, en kusursuz, en sofistike tekniğe kim sahiptir? Teknik bize gitaristleri birbiriyle yarıştırmak için bir ortak zemin yanılsaması yaratır. Eğer ideal ve aşkın bir gitar çalma biçimi varsa geriye kalan sadece gitaristlerin kendi tekniklerinin ‘Teknik’e ne kadar yakın olduğunu ölçmeye çalışmaktır.

Chon’un gitaristleri Mario Camarena ve Erick Hansel de Ibanez gitarları, yazdıkları partisyonlar, kullandıkları hareketler ve klavyeyi tutma biçimleriyle klasikleşmiş gitar virtüözlerine gönderme yapıyorlar. Ancak bütün bu kompleks gitar partisyonları ve ileri teknik kullanımına rağmen Chon bir şekilde virtüözitenin kaçınılmaz eşlikçisi ‘en iyi’ tartışmasını ekarte ediyor. Camarena ve Hansel arasında bir hiyerarşi yoktur. Şarkıların pek çoğunda eş partisyonlar çalarlar. Şarkılardaki tekil partisyon ve sololar ise onlar için kusursuz ve özgün tekniklerini sergileme ve kendilerini kanıtlama anı değildir. Yazılmış bütün gitarlar Chon’un özgün sound’u içinde harmanlanır. Hansel ve Camarena’nın gitarlarını kayıtta çoğunlukla sola veya sağa pan’lanmış şekilde duyarız. Buna rağmen kimin hangi gitar partisyonunu çaldığını ayırt etmek pek kolay değildir.

Chon gitar virtüöz müziğinin bazı temel parçalarını ve imgelerini içinde barındırarak virtüözitenin bireysel ve rekabetçi doğasını yapısökümüne uğratır. Sahneye baktığımızda, en iyi ve en kusursuz olmaya çalışan ideal arayışındaki bir birey yerine virtüözite imgesini kolektif bir şekilde yeniden ele alan ve üreten bir gitar ikilisi ve onlara arka plan oluşturmaktan öteye geçmiş müziğin özgün sound’unu oluşturan bir basçı ve davulcu ile karşılaşırız.

“Waterslide”, Homey, Chon, 2017

1. Floyd-rose: Elektro gitarın eşik kısmında yer alan ve bir kol aracılığıyla telleri boşaltıp gererek perde değişikliği yapan köprü mekanizmasının patentli adı. Floyd-rose’un gitar virtüözleriyle özdeşleşmesinin sebebi sıradan köprü mekanizmasına kıyasla çok daha dramatik perde değişikliğine imkân vermesidir. (Floyd-rose köprü için Ibanez JEM, standart köprü için Fender Standard Stratocaster gitarları incelenebilir.)

2. Sweep picking: Pena ile tellerin yukarıdan aşağı veya aşağıdan yukarı bir nevi “süpürme” hareketiyle akıcı bir şekilde çalınması tekniğidir. Bu teknikte sol el ve sağ elin koordinasyonu notaların temiz duyulması açısından çok önemlidir. Sweep picking tekniğiyle synthesizer’da oluşturulan hızlı tempo arpeggio benzeri partisyonlar elde etmek mümkündür.

3. Tapping: (Sağlak tutuşta) Sol ele ilaven sağ elin de klavyede perdelere basması ile uygulanan gitar çalım tekniğidir. Öncesinde de uygulanışına rastlansa da bu teknikle en çok özdeşleşmiş gitarist Eddie Van Halen’dır.

Arda Karaburçak, CHON, çalgı, gitar, müzik