Kasım 2023’te babaannemi akciğer kanserinden kaybettik. Ailemizdeki inanca göre, ölen birinin evindeki kişisel eşyalarının tez zamanda dağıtılması gerekir. Bu inanç bizleri babaannemin evinde yeniden bir araya getirdi. Annemler, amcamlar, yengemler ve kuzenlerim babaannemin yıllarca yalnız yaşadığı evde toplandık. Dört bir koldan bakıp eşyalarına ne olacağına karar vermeye koyulduk. Sıra yatak odasındaki gardıroba geldiğinde biri mavi, öteki siyah iki naylon poşetle karşılaştık; ikisi de ağzına kadar fotoğrafla doluydu.1
Herkes işini gücünü bırakıp salona geldi. Fotoğraflar elden ele dolaşırken biz de havada uçuşan “Bu kim?”, “Burası neresi?”, “Bu ne zaman çekilmiş?” sorularıyla babaannemin fotoğraflarında dolaşmaya başladık.2 Babaannemin salonunda fiziksel bir aradalığın ötesinde ailenin farklı jenerasyonlarının düşünsel bir zeminde de ortaklaşmasını mümkün kılan bu süreç, fotoğraflar üzerinden bir hafıza aktarımına dönüşmeye başladı. Anlatılanlar bazılarımız için tazelenen anılarken, bazılarımız için yepyeni hikâyelerdi.
Aile Arşivinde Öne Çıkan Bazı Temalar: Düğün, Göç ve Yaz Tatilleri
Henüz arşivlere ve müzelere tam olarak entegre edilmemiş, ancak evlerde raflarda ya da kutularda varlığını sürdüren aile fotoğrafları gündelik yaşamdan belirli anlara sosyolojik bir bakış sunarken kişinin kendi tarihini dile getirme gücüne de işaret eder.3 Bu yönleriyle hem aile hafızasının hem de toplumsal hafızanın izinin sürülebileceği bir alan sunarlar. Babaannemin evindeki eşyaları boşaltırken bulduğumuz poşetlerden çıkanlar yaklaşık 1940’lardan 2000’lere uzanan, İstanbul, Bursa, Hamburg gibi farklı şehirlerde çekilmiş siyah-beyaz ve renkli fotoğraflardan oluşuyor. Arşivde hem Foto Teknik, Foto İstanbul, Foto Moda gibi çeşitli stüdyolarda çekilmiş birey ve grup portreleri hem de düğün, piknik, doğum günü kutlaması gibi farklı sosyal ortamlarda çekilmiş amatör fotoğraflar yer alıyor. Boyutları 8×6 cm’den 17×22,5 cm’ye değişen bu fotoğrafların bazılarının kenarı tırtıklı, bazıları ise bir kartona monte edilmiş. Kondisyonları da çeşitlilik gösteriyor: Bazısının kenarı kıvrılmış ya da yırtılmış, birçoğunun köşesi ezik, bazılarının üstünde çizikler mevcut. Arşive ilk bakışta öne çıkan bazı temalar düğün, göç ve yaz tatilleri.
1940’lardan itibaren görülmeye başlayan düğün fotoğrafları,4 aile arşivimizde de öne çıkanlar arasında. Hem babaannemin hem de kardeşlerinin gelinlik ve damatlıkla stüdyoda çektirdiği pozlar, nikâhta imza atarken çekilen fotoğraflar ve düğün sırasında dans ederken yakalanmış kareler aile fotoğrafları arasında hemen dikkat çekiyor. 1931 yılında İstanbul’da doğan babaannem çocukluğunu Eğrikapı’da geçirmiş, 1951’de evlenip Bursa’ya gelin gitmiş. Fotoğraflardan anlaşılan o ki düğünlerde kadın arkadaşlarıyla dans edermiş.
Foto Hayri Güven, Yüksel Ulu Arşivi
Babaannemin salonunda fotoğraflara bakarken arşivde öne çıkan temalardan birinin de göç olduğunu hemen fark ettik. İkimiz de babaannemin 1961–1990 yılları arasında Almanya’da yaşamış küçük kardeşi Talat Dayı hakkında çok az şey biliyorduk ve onu diğer birçok akrabamız gibi ilk kez o akşam görmüştük. Elimize aldığımız fotoğraflar arasında sürekli Talat Dayı’nın Almanya’dan gönderdiklerine rastlıyorduk. Onlara baktıkça babaannemin Talat Dayı hakkındaki sözlerini hatırlamaya başladım: “Evlilik, gurbet, ölüm bizi ayırmasaydı” diye başlayan cümlelerdi bunlar. 1961’de Batı Almanya hükümetinin Türkiye’yle ikili işgücü alım anlaşmasını5 imzalamasının hemen ardından Hamburg’a çalışmaya giden Talat Dayı, evinin bahçesinde ya da şehrin parklarında çekilen fotoğraflarını arkalarına notlar yazarak babaanneme göndermiş.
Aile fotoğrafları arasında öne çıkan diğer bir tema yaz tatilleri. Arşivde Mudanya ve Kumburgaz’da yazın çekilmiş çok sayıda toplu aile fotoğrafı bulunuyor. Babaannem Bursa’ya gelin gittikten bir süre sonra hayatına yeni bir mekân eklenmiş: Mudanya. Her yaz çocukları alıp kayınvalidesi ve eltileriyle birlikte Mudanya’da kamp yaparlarmış. Buradaki fotoğraflar halk arasında şipşakçı ya da dakikalıkçı denen alamünit bir fotoğrafçı6 tarafından çekilmiş gibi görünüyor.
Yüksel Ulu Arşivi
Talat Dayı yazın sıla yolundan7 Türkiye’ye akraba ziyaretine geldiğinde mutlaka Bursa’ya babaannemlere de uğrarmış. Önce birlikte Uludağ’a çıkıp piknik yaparlarmış. Ardından Talat Dayı babaannemi ve çocukları alıp Kumburgaz’daki yazlığına götürürmüş. Kumburgaz 1960 ve 1970’lerin gazete küpürlerinde de tatil mekânı olarak karşımıza çıkıyor.
Bilgi Merkezi – Salt Araştırma,
Reşad Ekrem Koçu ve
İstanbul Ansiklopedisi Arşivi
Fotoğraflardan anlaşıldığına göre Kumburgaz’daki yazlığın denize açılan balkonunda kamerayı bir Talat Dayı alırmış, bir eşi Nazmiye Yenge. Hatıra olsun diye çektikleri bu fotoğrafları Talat Dayı, Hamburg’da basıp arkasına tarih ve notlar ekleyerek Bursa’ya postalarmış. O zamanlar babamlar Almanya’dan gelen tüm mektupların üzerindeki pulları biriktirirmiş. Ama şimdi o pulların nerede olduğunu bilen yok.
Bu Aile Arşivi Bugünkü Hâlini Nasıl Aldı?
“Fotoğraflar kâğıt üzerindeki kimyasal tabakalar olarak, birbirinden farklı sayısız boyut, şekil, renk ve süslü kartlara yerleştirilen görüntüler olarak, yüzeylerinde eklemelere tabi tutularak ya da anlamlarını çerçeve ve albüm gibi sunum biçimlerinden alarak dünyada maddi olarak vardır. Fotoğraflar hem imgeler hem de zaman ve mekânda var olan fiziksel nesnelerdir.”8 Elizabeth Edwards ve Janice Hart’ın Photographs Objects Histories: On the Materiality of Images adlı kitabında yer alan bu cümlelerden yola çıkarak arşivde öne çıkan temaların yanı sıra fotoğraflara birer obje olarak yaklaşmak, fotoğrafların nasıl edinildiği, sahiplenildiği, saklandığı, sergilendiği, değiş tokuş edildiği gibi süreçleri de gündeme getirir. Biz de aile arşivimizi incelediğimizde temel olarak üç yoldan toplanmış fotoğraflar görüyoruz. İlk grup babaannemin çeşitli stüdyolarda ya da mekânlarda çektirdiği ve satın aldığı fotoğraflardan oluşuyor. Örneğin Bursa’da Foto Sümer stüdyosunda babamın ilkokula başlarken çekilmiş siyah beyaz bir portresi var. Başka bir fotoğrafta babam ilkokulda yıl sonu müsameresinde “Atam” pankartını tutuyor. Babamın anlattığına göre Heykel Önü, Atatürk Caddesi’nde bulunan Foto Lale okula gelip gösteriyi fotoğraflamış. Birkaç gün sonra babaannem o gün çekilen fotoğrafların birkaç tanesini satın almış.
Arşivi oluşturan diğer bir grupta, ölen kişilerin geride bıraktığı fotoğraflar bulunuyor, yani birleşen aile arşivleri söz konusu. Örneğin İstanbul’da yaşayan annesi ve babasının çok sayıda fotoğrafı onlar vefat ettikten sonra babaanneme geçmiş. Bunu doğrudan hitap içeren fotoğraf arkası notlardan anlamak mümkün.
Son olarak babaanneme İstanbul, İzmir ve Hamburg gibi farklı şehirlerden hatıra olarak gönderilen fotoğraflar arşivin bugünkü hâlini almasında rol oynuyor. Vernaküler fotoğraflar değiş tokuş pratikleri sayesinde tek bir anı yakalayan statik görseller olmaktan çıkıp, katmanlı bir geçmişi yansıtan nesneler hâline gelir.9 Bu durumda arşivdeki fotoğrafların hareketliliğini takip etmek arşivin oluşma şeklini açık ederken, öte yandan farklı şehirlerde yaşayan akraba ve arkadaşlar tarafından gönderilen bu fotoğraflar gönderen ve alıcı arasındaki akrabalık ya da arkadaşlık ilişkisine dair ipuçları veriyor.
Yüksel Ulu Arşivi
Fotoğrafın Saklanma ya da Gösterilme Biçimleri
Babaannemin eşyalarını boşaltırken bulduğumuz fotoğraflar, poşetlere rastgele doldurulduklarını gösteriyordu, zira tarih, mekân ya da konu gibi kategorilere tabi tutulmamışlardı. Ve bu iki poşeti bulduğumuz yer, gardırobunun üst rafının arka tarafı, babaannemin yıllardır fotoğraflara bakmadığının da bir işaretiydi.
Bu iki poşete ek olarak babaannemin evinde iki de aile albümü vardı. Biz fotoğraflara bakmaya başladığımızda büyük amcam salondaki vitrinin alt katından çıkardı onları. İlki 1930’lardan 1980’lere, ağırlıklı olarak siyah beyaz fotoğraflardan oluşuyor. İçinde babaannemin ailesiyle çektirdiği piknik fotoğrafları, kardeşlerinin portreleri ve düğün fotoğrafları gibi, gençlik zamanlarına ait fotoğraflar yer alıyor. Diğer albümde ise bugüne daha yakın fotoğraflar bulunuyor. Tematik başlayan bu albüm babaannemin çocuklarının evlenmesiyle başlıyor ve torunlarını kucağına almasıyla devam ediyor. Albümler elden ele dolaştıktan sonra, özenle tekrar yerine vitrinin alt katına yerleştirildi ve diğer fotoğrafların aksine uzun süre aynı yerde kaldılar, ta ki babaannemin evi satılığa çıkarılana kadar.
Aile albümlerinin çıktığı bu vitrinin hemen üstünde birçoğu çerçeveli fotoğraflar yer alıyordu. Nişan, düğün ve mezuniyet günlerinde çekilmiş bu fotoğrafları babaannem özenle dizerdi.
Babaannemin evinde hatırladığım diğer bir fotoğraf köşesi küçük oturma odasındaydı. Burada iki çerçeve asılı dururdu. Biri kuzenimin anaokulunda çekilmiş bir portresi; çerçevesini kendisi yapmış ve babaanneme hediye etmişti. Diğeri 22,5×17,5 cm boyutunda kahverengi bir çerçeve. Babaannem, babam ve amcamın portrelerini içeren bu fotoğraf ben bildim bileli bu küçük odada asılı dururdu. Hatırladığıma göre, babaannemi kaybettiğimiz akşam küçük amcam bu fotoğrafları çerçevelerden çıkardı; şimdi yeni sahiplerindeler.10
asılı duran çerçeve
Fotoğrafların Yeniden Dolaşıma Girmesi: Hatıra Olsun Diye Seçilen Fotoğraflar
Farklı şekillerde bir araya gelen fotoğraflardan oluşan bu aile arşivi, babaannemin salonunda fotoğraflara baktığımız akşam öznelerine göre gruplanarak üç kardeş arasında paylaşıldı.11 Bizler de aralarından bazılarını hatıra olsun diye seçtik. Arşivdeki fotoğraflar hem anlatılan hikâyelerle hem de yeni arşivlerle birleşmek üzere yolculuğa çıkarak yeniden dolaşıma girmeye başlıyordu. Öte yandan dağılmaya başlayan bu aile arşivi, beraberinde giderek azalan, eksilen hikâyeler ve hafızalar anlamına da geliyordu.
O gece fotoğraflar paylaşılırken bazıları da çöpe atılmak üzere kenara ayrıldı. Bunlarda ya kimsenin tanımadığı ya da ailede sevilmeyen kişilerin görüntüleri vardı. “Bu fotoğraflara ne olacak?” diye sorduğumuzda babam çöpe atabileceğimizi söyledi. Bense duygusal bir refleksle fotoğrafları almak istediğimi söyledim: “Bu fotoğrafları babaannem çöpe atmadıysa biz de atmayalım.”
Sahaf ya da antikacı dükkânlarının aile fotoğraflarına sahip olmasının en yaygın yollarından biri, bir kişinin vefatının ardından eşyalarının bütünüyle satışa sunulmasıdır; bu süreçte fotoğraflar da diğer eski eşyalarla birlikte el değiştirir.12 Babaannemin vefatının ardından, istenmeyen fotoğraflar uzun bir süre bir şeffaf dosyanın içinde kitaplığımda durdu. Elime alıp bakmasam da kitaplığımın önünden geçerken sürekli aklıma düşüyorlar, babaannemin paylaşılan fotoğraflarının kaderinin ne olacağını soruyordum: Günün birinde sahaflarda dolaşan kimsesiz fotoğraflara mı dönüşecekler?
Fotoğraflardan Keşfedilen Hikâyeler: “Babaannemler Aslında Beş Kardeşmiş”
Fotoğrafların üç kardeş arasında paylaşılması arşivin bütününe bakmayı imkânsız hâle getirirken, arşivin hikâyesini de görünmez kılıyor, bir yandan da bu parçalı yapı gelecek kuşakların arşivle karşılaşma olasılığını da düşürüyordu. Bu nedenle bir süre sonra, dağılan aile arşivini dijital ortamda tekrar bir araya getirmeye karar verdik.13
Fotoğrafları yeniden bir araya getirmeye başladığımız anda bizim için de yeni bir yolculuk başlamış oldu, bugünden geriye.14 Aile arşiviyle birlikte babaannemin büyüdüğü yeri, dönemi ve ailesini keşfetmeye başladık. Babaannemler aslında beş kardeşmiş. Buradaki “-miş” eki, gerçek anlamda bir “miş”. Yani ben ve kardeşim babaannemin birden fazla kardeşi olduğunu biliyorduk, fakat beş kardeş olduklarını fotoğrafları bir araya getirmeye başladığımız zaman fark ettik. Fotoğrafların üzerinde yer alan stüdyo isimleri babaannemin beşinci kardeşini ve ailelerini keşfetmemizi sağladı. Ailece çekilmiş grup portreleri hep aynı stüdyoyu işaret ediyordu. Bu izi sürmek her bir kardeşin kendi aile bireylerinin ortaya çıkarılmasını sağladı.
Bir diğer konu da fotoğrafların hikâyeleriydi. Arşivi toplamaya babamın aldığı fotoğraflardan başladık. Burada babaannemin, annesi ve Talat Dayı’nın eşiyle deniz kenarında Ağustos 1966’da çekilmiş bir fotoğrafı vardı; arkasında da şöyle bir not: “Deniz kenarında çekilmiş olan annemin, Yüksel’in ve Nazmiye’nin bir arada [fotoğrafı] sizlere hatıra olacak.” Daha sonra Talat Dayı’nın oğlundaki fotoğraflara bakmaya gittiğimiz bir gün, onun hazırladığı bir albümde aynı gün çekilmiş başka bir kareye rastladık. Nazmiye Yenge’nin kıyafeti ile fotoğrafın rengi ve basıldığı kâğıt bunu tespit etmemizi sağlayan ipuçları oldu. Bu fotoğrafta Talat Dayı’nın eşi deniz kenarında çocuklara doğru yürüyor, çocuklar denize ayaklarını sokuyor. Böylece o gün hakkında daha fazla fikir sahibi olduk.
Bu iki örnek, fotoğrafları anlamak için diğer fotoğraflara bakmanın önemini ortaya koyuyor ve arşivi yeniden bir araya getirme isteğimizi destekliyor.
Son Yerine: Kişisel Bir Aile Arşivine Bakmak
Ölen kişinin kişisel eşyalarının evinden çıkarılıp dağıtılması gerektiği inancı, babaannemin belki de yıllardır hiç görmediği fotoğraflarını bulmamıza vesile oldu. Aramızdan ayrılışının hemen ardından onun vitrinini, çekmecelerini, sandığını ve gardırobunu boşaltırken karşılaştığımız aile fotoğrafları ortak bir kayıp yaşayan aile bireylerini bir araya getirdi. Yas ritüelinin bir parçası olarak aile fotoğraflarına bakmak bir yandan aramızdan ayrılan kişinin yokluğunu tüm gerçekliğiyle yüzümüze vururken, öte yandan bunun bir son olmadığını da hissettirmeye başladı.
Dağılan aile arşivini yeniden bir araya getirip incelemeye başladığımızda ilk anda öne çıkan meseleler “Kişisel bir aile arşivine nasıl bakılır?” sorusunu da gündeme getiriyor. Kişisel bir arşive bakmak, fotoğrafların hikâyelerine ulaşılmasını kolaylaştırırken beraberinde duygusal bir yük de oluşturuyor. Bu noktada “mesafe” kelimesi devreye giriyor.15 Belki arşive alınan mesafe, kişisel hafıza ile toplumsal tarih arasında kurulacak bağların bir yöntemi ya da belki gerekliliği olarak görülebilir.
* Arşiv çalışmamızın başından beri bizi destekleyen sevgili Özgür Demirci’ye de teşekkür etmeyi borç biliriz. Son olarak kişisel aile arşivi üzerine çalışma konusunda bize verdiği cesaretten dolayı sevgili Özge Baykan Calafato’ya da teşekkürlerimizi iletmek isteriz.
1. Bu akşamdan yola çıkılarak yazılmış başka bir metin için: Dilara Ulu, “Fotoğraflarda Dolaşanlar”, Manifold, 2024.
2. Agm.
3. Mette Sandbye, “Looking at the family photo album: a resumed theoretical discussion of why and how”, Journal of Aesthetics & Culture 6(1), 25419, 2014, s. 15. DOI: 10.3402/jac.v6.25419.
4. Özge Baykan Calafato, “Fotoğraf, Toplumsal Cinsiyet ve Modernite”, Modern Türk Vatandaşının İnşası: Erken Cumhuriyet Döneminde Vernaküler Fotoğraf, çev. Solina Silahlı (İstanbul: Doğan Kitap, 2024), 136.
5. Lea Nocera, “Giriş”, “Manikürlü Eller Almanya’da Elektrik Bobini Saracak” – Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Batı Almanya’ya Türk Göçü (1961-1984), çev. Fazıla Mat (İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2018), 12.
6. Gökhan Akçura, “Alamünit Fotoğrafçılar”, Manifold, 2020.
7. “Almanya ve Türkiye arasındaki yol, bu yol üzerindeki herhangi bir rotayı tercih ederek yollara koyulan Türkiye kökenli yolcularca sıla yolu olarak adlandırılır.” Malve Lipmann ve Can Sungu, Sıla Yolu – Türkiye Tatili Yolu ve Otoban Hikayeleri (İstanbul/Köln: bi’bak ve DOMiD, 2016) s. 16.
8. Özge Baykan Calafato, “Fotoğraf, Maddesellik ve Dil”, Modern Türk Vatandaşının İnşası: Erken Cumhuriyet Döneminde Vernaküler Fotoğraf, çev. Solina Silahlı (İstanbul: Doğan Kitap, 2024), 238.
9. Agm, 244.
10. Babaannemi son ziyaret ettiğim günlerden birinde bu çerçeveyi elime almış ve fotoğrafını çekmiştim. Bunu neden yaptığımı hiç bilmiyorum. Ancak, fotoğrafını çekmiş olmaktan memnunum.
11. Biraz önceki bölümde bahsettiğim gibi bu paylaşıma aile albümleri dahil edilmedi.
12. Özge Baykan Calafato, “Giriş”, Modern Türk Vatandaşının İnşası: Erken Cumhuriyet Döneminde Vernaküler Fotoğraf, 39.
13. Aile arşivinin tamamı henüz dijitalleştirilemedi. Bu konudaki çalışmalarımız devam ediyor.
14. Her ne kadar arşivden öğrendiğimiz hikâyeler geçmişe ait olsa da arşivle kurduğumuz ilişkinin yalnızca geçmişe dair olmamasına özellikle dikkat ediyoruz. Bu nedenle, arşivi yeni aile fotoğraflarıyla ya da bilet, harita gibi arşivsel malzemelerle genişletmenin —başka bir deyişle, onu yaşatmanın— yollarını da arıyoruz.
15. “Mesafe” sözcüğüne dikkat çeken sevgili Özge Baykan Calafato’ya çok teşekkür ederiz.
aile, Arda E. Ulu, Dilara Ulu, düğün, fotoğraf, fotoğraf stüdyosu, göç, yazlık